Breece D’J Pancake’in öyküleri

8 Nisan 1979 günü, 26 yaşında Batı Virginialı bir adam kendini vurdu. İlk ve son kitabı (ölümünden sonra 1983’te basıldı) ABD’de başlıca yazar ve eleştirmenlerden övgüler aldı. New York Times’da, Joyce Carol Oates “Bu genç yazar öyle olağanüstü yetenekli ki, insanın bu ilk çalışmayı Hemingway’le kıyaslayası geliyor,” yorumunu yaparken, Jayne Anne Phillips kitaptan “Amerika’nın Dublinliler’i” olarak bahsetti. Günümüzde hayranları arasında Margaret Atwood, Kevin Powers ve öykülerinden alıntılar tweet’leyen şarkıcı Lorde gibi isimler var. Pancake’in yayımlanan ilk öyküsü Trilobitler, 1977’de The Atlantic’te yayımlandı. Her…

Continue reading

Richard Yates’in yalnız insanları ya da insan olmanın estetiği

Richard Yates herkesin bildiği ama kimsenin okumadığı, eleştirmenlerce sürekli övülmesine rağmen kitapları pek baskı yapmayan, hatta bir ara raflarda bulunamamaya başlayan bir yazar. Vonnegut yere göğe sığdıramıyor, Hare en büyük üç Amerikalı yazardan biri olarak gösteriyor, The Atlantic kendisinden Amerika’nın en hüzünlü, Times ise 20. yüzyılın sezgisi en kuvvetli yazarı diye bahsediyor. ABD’de olduğu gibi Türkiye’de de en çok, hatta sadece, Revolutionary Road (Bağımsızlık Yolu, çev. Esra Birkan, Yapı Kredi Yayınları, 2017) romanıyla biliniyordu. Kısa…

Continue reading

“Mavi Tarlalardan Yürü”

Öyküde hacim yani uzunluk kavramını tartıştığımız öykücülüğümüz için örnek teşkil edebilecek nitelik ve nicelik açısından karaktere sahip bir kitap “Mavi Tarlalardan Yürü”. Yerel dilin ve kültürün metinler içerisine nasıl adapte edilebileceğini, tanımadığınız bir kültüre nasıl ısınabileceğinizi de öyküleri okurken tanık oluyorsunuz. “Tanrı, tabiattır.” S. 56 Öykü, zor bir türdür. Üzerine çokça tartışmaların döndüğü bir türdür, aynı zamanda. Öyküyle hikâye arasındaki farktan tutun da, öykünün kapsamına kadar hem akademik çerçevede hem de entelektüel seviyede bu tartışmalar…

Continue reading

HEM TANIDIK, HEM YABANCI

Okurken başkasının günlüğünü okur gibi, mektuplarını karıştırır gibi, evini gözetler gibi, çekmecelerini kurcalar gibi hissettiğiniz kısa öyküler… Yüz Kitap’ın farkında mısınız? Kendi ifadeleriyle, “1945 sonrası dünya edebiyatının daha önce Türkçeye hiç çevrilmemiş minör klasiklerini ve klasik olmaya aday eserlerini” yayımlamak hedefiyle yola çıkan yayınevi, titizlikle oluşturulduğu belli olan seçkisiyle, özenli çevirileriyle ve de şahane kitap tasarımlarıyla kısa sürede yayımlayacağı yeni kitabı dört gözle beklediğimiz yayınevleri listesine eklendi bile. Avusturyalı yazar Alois Hotschnig’in orijinali 2006 yılında…

Continue reading

ARAF’TA KALANLAR

Joy Williams’ın öyküleri, el yordamıyla sürdürülmeye çalışılan, yalnızca ve yalnızca kendi hayatımızı düşündüğümüz, bencilliklerin kimseden çekinmeden su üstüne çıkarıldığı bir dünya yaratıyor. Sahip olduğunuz bilinç size neyi hak görüyor? Adil yaşamayı, herkes kadar mutlu olmayı ya da herkesten fazla? İyi bir ölümü hak ettiğinizi belki… Sizinle aynı dünyada nefes alan diğer canlılardan daha mı fazla hak sahibiyiz? Her nefes alışınızda dünyaya geliş amacınızı sorgular mısınız? Elinizdeki hayatın aslında daha iyi olabileceğine dair şüpheleriniz var mı…

Continue reading

ÇOK DAHA FARKLI OLABİLİRDİ AMA OLMUYOR

 Joy Williams ile mutlaka tanışın. Diğer kitaplarının da Türkçeleştirilmesini hep beraber dört gözle bekleyelim. Kuzey Japonya’da yaşayan Aynu halkını duymuş muydunuz? Ayıların neredeyse şeref konuğu muamelesi gördüğü bu toplumun en ünlü ritüeli günümüzde kaybolmaya yüz tutmuşsa da, şaşkınlık yaratmayı sürdürüyor. Kış sonlarında kaçırılan bir bebek ayının bir kadına verilmesiyle başlayan bu ritüel, ayının büyük ihtimam ve sevgiyle büyütülmesini, şımartılmasını kapsıyor. Derken günün birinde köyün şefi o güne dek el üstünde tutulan ayıyı, çok sevdikleri halde…

Continue reading

O DUYU HENÜZ KEŞFEDİLMEDİ

 Hep Eve, insana öyküleri neden sevdiğini hatırlatan bir kitap. Filozof Henri Bergson, hayatın başlı başına canlı bir devinim olduğundan bahseder. Buna göre hayat dümdüz bir yol değil, karşınıza çıkan farklı patikalarıyla her an bambaşka yerlere gidecek bir devinimdir. Bu devinimin içinde sizi o durağan yoldan çıkaracak, hayatınıza gerçek anlamıyla yön verecek şeyse “yaşam gücü” ya da “yaşam atılımı” olarak dilimize çevrilen Élan Vital’dir. Bazı insanlar bu yaşam gücünün büyük patlamalarla değil küçük anlarla yaşandığına inanır.…

Continue reading

Hep Eve: ‘Ev hâlİ’

‘Özelliksiz, küstah taş yığınları’ içerisinde. Bir tarafta can acısıyla avazı çıktığı kadar bağıranlar. Öte yanda, hesaplı -olumlu ve olumsuz anlamı da içeren- suskunluk. Böyle bir zamanda başka türlü konuşan biriyle tanışmak: Henrietta Rose-Innes. Hep Eve Hep Eve, minimalist edebiyatın örneklerinden. Sıradan insanların, küçük-kendi halinde hayatları. Ev hali, açıklığında. Ek olarak: Tek bir cümlede bile ses yükselmeden. Neredeyse mütemadiyen mırıltı halinde. Dramatik duygu halleri, jest-mimikler, zinhar. O vakit insan iyice kulak kesiliyor. Nihayetinde… Sıradan bir okurun…

Continue reading

“YAZARKEN HAREKETE GEÇMEMİ SAĞLAYAN GÖRSEL BİR İMGE OLUYOR”

Yazın geçmişinde romanlar da var ama benim esas merak ettiğim konu öykünün yaşantında varlığını sana ilk nasıl hissettirdiği. Roman yazmanın yanında bir yan uğraş olarak mı doğdu, yoksa Kral Lear’ın deyimiyle “özün ta kendisi” miydi? Gerçek ya da kurgu yazmak arasında bir tercihin var mı? Kendimi hem bir öykü hem de bir roman yazarı olarak görmek isterim. Fakat öykülerin kişisel olarak duygularıma ve bir yazar olarak yeteneklerime uyan bir tarafı olduğunu düşünüyorum. Sanırım çok geniş…

Continue reading

Hep Eve ÜZERİNE HENRIETTA ROSE-INNES İLE SÖYLEŞİ

Hikâyeler “artifact” midir, bir yazarın bütün ve el değmemiş halde bulup toplayıverdiği şeyler midir? “Artifact” sözcüğünü severim. Lisans diplomamı arkeoloji bölümünden aldım, insan davranışlarının fiziksel izleri her zaman ilgimi çekmiştir. Bazen, karakterlerden ziyade onların arkalarında bıraktıkları izlerle daha yakın ilişki kurabildiğimi düşünüyorum; ipuçları ve kanıtlar (polisiye edebiyatı da muhtemelen bu nedenle seviyorum). Görsel olarak düşünen biriyim ve hikâyelerim genellikle ilginç bir obje ya da karakterlerimin açmazlarını yaşadıkları bir mekândan (sıklıkla bir bina) esinlenir. İç ve…

Continue reading