“Mavi Tarlalardan Yürü”

Öyküde hacim yani uzunluk kavramını tartıştığımız öykücülüğümüz için örnek teşkil edebilecek nitelik ve nicelik açısından karaktere sahip bir kitap “Mavi Tarlalardan Yürü”. Yerel dilin ve kültürün metinler içerisine nasıl adapte edilebileceğini, tanımadığınız bir kültüre nasıl ısınabileceğinizi de öyküleri okurken tanık oluyorsunuz.

“Tanrı, tabiattır.” S. 56

Öykü, zor bir türdür. Üzerine çokça tartışmaların döndüğü bir türdür, aynı zamanda. Öyküyle hikâye arasındaki farktan tutun da, öykünün kapsamına kadar hem akademik çerçevede hem de entelektüel seviyede bu tartışmalar devam etmekte. Tüm bu tartışmaların yanındaysa, hem ülkemizde hem de dünya edebiyatında süregelen bir üretkenlik söz konusu. Özellikle ülkemizde öykü yazarlığı edebiyat tarihimizin en yüksek noktalarında olabilir. Bu üretkenlik içerisinde, iyi metinlerin peşinde koşan okurları görmenin yanı sıra, sadece öykü türünde eserleri yayımlayan yayınevlerinin de varlığını sürdürmesi, bu türün ne derecede önem ve değer gördüğünün göstergesi.

Yüz Kitap da öykü türünü önemseyen ve dünya edebiyatından nitelikli işleri ülkemize ve dilimize kazandırmaya devam eden nadide yayınevlerinden birisi. Seçtiği öykü kitapları hem özenli, hem de Türkçeye daha önce kazandırılmayan eserler. Bu nedenle öykü sevenlerin ve dünya edebiyatındaki öykünün seyrini takip edenlerin keşfetmekte gecikmediği bir yayınevi oldu.

Yüz Kitap’ın son olarak dilimize kazandırdığı kitap “Mavi Tarlalardan Yürü”, İrlanda edebiyatının önemli yazarlarından biri olan Claire Keegan’a ait. Keegan’ın öykü alanındaki eserlerinin İrlanda’da ve Avrupa’da ödüllendirildiğin söyleyelim. Türkçeye çevrilen “Mavi Tarlalardan Yürü”, 2008 yılında Edge Hill Prize öykü ödülü sahibi. Duygu Şahin’in çevirisiyle okuyacağımız kitap, dünya edebiyatında öykü türünün seyrini bizlere anlatma yetisine sahip bir eser.

Keegan, öykülerinde okur için geniş alanlar yaratan bir yazar olduğunu ilk öyküsünden itibaren hissettiriyor. Uzun soluklu anlatılarında, geniş mekân ve karakter tahlillerini üçüncü tekil şahıs ağzından yaparak bizlerle beraber seyirci koltuğunda olduğunu hissettiriyor. Karakterlerin iç dünyasını, sıkıntılarını, huzursuzluklarını boşluklar bırakarak anlatıyor Keegan. Her şeyi anlatmayarak okura alanlar yaratması, okuru bir nevi “çalıştırması”, hoş bir detay. Karakterlerin hayatlarını her köşesine kadar anlatmayışı, bizlerde hikâyelerinin metin bittikten sonra da devam etmesini sağlıyor.

İlk öyküyü okurken aklıma Yusuf Atılgan’ın Anayurt Oteli’ni yazarken, kaldığı yapının tavan arasından gelen fare seslerine dayanamayarak metninin içine bir kedi yerleştirmesi geldi. Bu öyküde de Heinrich Böll’ün Almanya’da kaldığı odada kalan karakterimizle, onu Böll’ü tanımamakla suçlayan diğer karakter arasında geçen tatsız bir tartışma neticesinde, yazar olan ana karakter intikamını yazdığı öykü içerisinde alıyor. Öykülerin genelinde olduğu gibi Keegan’ın mekân ve doğa tasvirleri, öykünün tüm ruhuna etki ediyor. Hacimli öykülerin tasvirlerle dolu olması, sıkıcı olmak bir kenara insanın garip bir şekilde hoşuna gidiyor. İrlanda bozkırlarını, sahil şeritlerini, kasabalarını, barlarını uzun uzadıya okuyarak görmek, hiç gitmediğiniz bir ülkeye ziyaret etmiş gibi hissettiriyor.

İlk öykü sonrasında gelen öykülerde; Ayrılık Hediyesi, Mavi Tarlalardan Yürü, Kara Atlar, Korucunun Kızı ve Su Kıyısında da, insanın içten çürüten, sıkıntı sebebi dertler var. Çocukken babasının tecavüzüne uğrayan bir kızın evinden kurtuluşu, sevdiği kadının nikah törenini yapan Rahip, ömrünü banka borçlarını ödemek için çabalarken gözlerinin önünde büyüyen aile içi mutsuzluğu göremeyen çiftçi, zengin üvey babası ve sonradan görme annesi ile istemediği bir hayat yaşayan Harvard kazanmış başarılı bir öğrenci… Hayır, insanı çürüten, sıkıntı sahibi yapan şeyler bunlar değil. Asıl sebeplerin yanında Keegan’ın ustalıkla yerleştirdiği, insanın istemeden dâhil olduğu hayatlar, yaşadıkları katlanılmaz şartlar, düzeltemedikleri kader ve kederleri, bu nedenle yaşadıkları vicdan azapları ve bu vicdan azabıyla baş edemeyişleri daha ölümcül noktalara dokunmayı başarıyor. Özellikle Korucunun Kızı isimli öykü, gerçekçiliği ile sarsıcı olmaktan öte, tarifsiz bir hüzün ve başarılı bir kurgu ile iyi bir konunun okura nasıl hazlar yaşatabileceğinin somut delili olarak kitapta okurunu bekliyor.

Çağdaş dünya edebiyatının öyküye bakış açısıyla, günümüz Türk edebiyatının öykü türüne bakış açısı birebir örtüşmüyor. Dünya edebiyatında öykü türü, roman derinliğinde ve görece romandan daha kısa olmasına rağmen en az bir roman kadar mekânsal, zamansal ve karakter zenginliğiyle yüklü bir şekilde ilerlerken, ülkemizde bu tür zaman ve kısıtlı mekân kurgularının etrafında dönen vurucu olmak zorunda hissedilen konular etrafında işleniyor. Bahsettiğim Keegan anlatıları, zaman ve mekân olgularını taşıyabilen, karakter açısından zengin ve konu tercihleri itibariyle okuyucuyu yakalayan öyküleri. Öyküde hacim yani uzunluk kavramını tartıştığımız öykücülüğümüz için örnek teşkil edebilecek nitelik ve nicelik açısından karaktere sahip bir kitap “Mavi Tarlalardan Yürü”. Yerel dilin ve kültürün metinler içerisine nasıl adapte edilebileceğini, tanımadığınız bir kültüre nasıl ısınabileceğinizi de öyküleri okurken tanık oluyorsunuz.

Claire Keegan, “Mavi Tarlalardan Yürü” isimli öykü kitabıyla, türün sevenlerini fazlasıyla tatmin edecek ve doyuracak bir işe imzasını atmış. Yüz Kitap, başarılı bir kitap tercihi ve çevirisiyle parıldamaya devam ediyor.

Caner Almaz

Bu yazı ilerihaber’de yayınlanmıştır.